Projeler / Haberler / Duyurular

CİNSEL SUÇLULAR İÇİN KİMYASAL KISIRLAŞTIRMA SORUNU -TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ETİK BAĞLAMINDA-

Yrd. Doç. Dr. Özge Yücel
Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

GİRİŞ
Kimyasal kısırlaştırma cinsel suçlular için, özellikle de çocukları sömüren cinsel suçlular için çeşitli ülkelerde önerilen bir cezadır. Kimyasal kısırlaştırma ile suçluların cinsel arzuları azaltılır. Kimyasal kısırlaştırma için kullanılan ilaçlar sadece erkeklerin cinsel arzu ve dürtülerini azaltabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında kimyasal kısırlaştırma toplumsal cinsiyetçi bir söyleme dayanır. 

GİRİŞ
Kimyasal kısırlaştırma cinsel suçlular için, özellikle de çocukları sömüren cinsel suçlular için çeşitli ülkelerde önerilen bir cezadır. Kimyasal kısırlaştırma ile suçluların cinsel arzuları azaltılır. Kimyasal kısırlaştırma için kullanılan ilaçlar sadece erkeklerin cinsel arzu ve dürtülerini azaltabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında kimyasal kısırlaştırma toplumsal cinsiyetçi bir söyleme dayanır. Kimyasal kısırlaştırma yasaları genellikle suçlunun hasta olup olmadığını dikkate almaz (Beckman 869). Dahası bazı yasalar suçlunun onamını ya da hekimin onayını aramaz. Kimyasal kısırlaştırma aslında mağdurun ve mağdurun ailesinin öç alma duygularını tatmin etmek için önerilir. Islah gibi nedenlere dayanarak haklılık kazandırılmaya çalışılsa da kimyasal kısırlaştırmanın hastaların iyileştirilmesinde başarılı olduğu kanıtlanamamıştır. Bunların ötesinde kimyasal kısırlaştırmayla ilgili pek çok etik ve hukuksal sorun bulunmaktadır ki bunlar bu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır. 

 

I- KİMYASAL KISIRLAŞTIRMA NEDİR?

Kısırlaştırma insanın, özellikle erkeklerin cinsel davranışlarını etkiler ve ona müdahale eder. Bu yeni değildir, tarihte kısırlaştırmaya örneğin Osmanlı İmparatorluğunda haremdeki kadınları bir erkeğe emanet etmek için başvurulmuştur (Scott 502). Bunun dışında kısırlaştırmaya cinsel saldırı suçunun cezası olarak, göze göz gibi bir anlayışla başvurulduğu olmuştur (Miller 178) . Ancak o zamanlar kimyasal değil, fiziksel kısırlaştırmaya başvuruluyordu.Cerrahi kısırlaştırma geriye dönüşü olmayan bir yoldur (Miller 178). Kimyasal kısırlaştırma ise cinsel suçluların cinsel arzu ve dürtülerini azaltmak için kullanılır. Kimyasal kısırlaştırma geriye dönüşsüz değildir; ilaç alımı bırakıldığında kişi cinsel arzularını yeniden kazanır (Greely 1131). Kısırlaştırma bu aralar gündemdedir; çünkü cinsel suçluların cezalandırılması suçun yinelenmesini önleme konusunda etkili değildir. Serbest kaldığında kişi yeniden suç işleyebilir. Bu nedenle cinsel suçluların nasıl denetlenebileceği tartışılmıştır. Denetleme yöntemlerinden biri de cinsel arzuyu kimyasal kısırlaştırma yoluyla azaltmaktır (Payne 38). Ama kimyasal kısırlaştırmanın pek çok riski ve yan etkisi bulunmaktadır (Miller 182; Erdoğan 153). Ayrıca kimyasal kısırlaştırma yeniden suç işlemeyi kesin olarak önlememektedir. Diğer yandan kısırlaştırma için kullanılan bazı ilaçlar kadınların doğurganlığına zarar vermektedir. Kimyasal kısırlaştırma yasaları bunlara karşın bazı ülkelerde kabul edilmiştir ve uygulanmaktadır (Russell 426-458; ayrıca bakınız Özyurt http://designergb.blogspot.com/2009/08/ceza-hukuku-acsndan-kimyasal-kastrasyon.html 04.10.2012).
II- CİNSEL SUÇLULARIN CEZALANDIRILMASI
Cinsel suç bir tür şiddettir. Ancak cinsel suçlar diğer şiddet türlerine göre kamuoyunda daha fazla öfke uyandırmaktadır. Özellikle suçun mağduru 12 yaşından küçük bir çocuk olduğunda insanlar çokk sert tepki göstermektedir. Kamuoyunda böyle suçluların idam ile cezalandırılması talep edilebilmektedir (Wright 47-48; Sargın http://www.bianet.org/bianet/kadin/87655-bebege-tecavuz-uzerine-bir-tartisma 02.09.2011; http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=8199 02.09.2011). Suç bir cinsel suç olduğunda insan onuru ya da suçluların hakları göz ardı edilmektedir. (Ward, Gannon ve Birgden 202-203). Fakat bazen suçlu yerine mağdur cezalandırılmaktadır. Türkiye’de eski TCK döneminde yasa koyucu suçlu ile mağdur evlendiği takdirde hapis cezasında indirim öngörmüştü. Ataerkil hukuk düzeni kadın bedeninin bütünlüğüne özel bir dikkat gösterir ve bu dikkati din, ahlak ya da geleneklerle, yani töreyle destekler.Cinsiyete dayalı ahlak ya da namus kadın bedeninin erkeklere karşı korunması gerektiğini kabul eder. Bu kabulün bir sonucu olarak ataerkil düzen kadınları cinsel suçların mağduru ve erkekleri cinsel suçların faili kabul eder. Bu nedenle oğlan çocukların cinsel sömürüsü kız çocukların cinsel sömürüsüne göre çok daha az ihbar edilmektedir. Dolayısıyla hukuk düzeni cezayı ve önlemleri erkekler için öngörmektedir.Bu açıdan bakıldığında cinsel suçların temel nedeni olarak cinsel dürtü ve arzular görülmektedir. Ancak cinsel suçlular ya kabagüç kullanır ya da mağdurun çocukluğunu, saflığını ya da zayıflığını kötüye kullanır. Sorun bir kimsenin vücut bütünlüğünü onun geçerli rızası olmaksızın ihlal etmektir. Başka bir deyişle sorun saldırganlık, şiddettir.Dolayısıyla fiziksel ya da psikolojik durumlar saldırganlığa mazeret oluşturmaz.
Hukuk düzenlerinde cinsel suçlar için ağır cezalar öngörülmüştür (Payne 38), öyle ki bunlar öldürme suçundan hafif ancak yaralama suçundan ağırdır.Fakat genellikle çocuk sömürüsü ile cinsel saldırı suçlarının cezaları arasında bir fark vardır. Çocuk sömürüsü, yetişkinlere karşı işlenen cinsel saldırı suçundan daha ağır cezalandırılır. Cinsel suçlular hapis cezasıyla cezalandırılır. Genellikle cezaevinde diğer mahkumlar cinsel suçluları taciz ve rahatsız eder (Ward, Gannon ve Birgden 203; Topçu 52). Türkiye’de cezaevinde cinsel saldırılar işlenmektedir ancak bunlar sıklıkla yönetime bildirilmemektedir. Dolayısıyla ceza suçların önlenmesinde ve genel olarak suçun yinelenmesini önlemekte etkili olmamaktadır. Suç işlenmesini önleme konusunda etkili bir ıslah programı da bulunmamaktadır. Bunun yanında suçlular af yasalarıyla serbest bırakılmaktadır. Şartla salıverme yasaları da af gibi sonuç doğurmaktadır ve kamu vicdanı tatmin edilmemektedir. Türkiye’de bugüne dek çok sayıda af yasası kabul edilmiştir, bunlar cezaların suç işleme konusunda caydırıcı olmamasına yol açmıştır. Suçlular af yasalarına güvenmektedir. Dolayısıyla cezaların caydırıcı olmadığını ve ceza adaletinin temel sorununun cezaların istikrarsız biçimde uygulanması olduğunu söyleyebiliriz.
Suçlunun yaşı ceza bakımından önem taşır. Suçlu eğer suç işlediğinde 18 yaşından küçük idiyse daha kısa süreli hapisle cezalandırılır. Ayrıca suçlu eğer çocuksa cezaevi yerine ıslahevine yerleştirilir. Ancak Türkiye’de ıslahevleri cezaevlerinden farksızdır ve çocuklar burada nasıl suç işleyeceklerini öğrenmektedir. Bu nedenle insanlar çocukları ihbar etmek istememektedir. İhbar edilirlerse eğitim göremeyecekler, çalışamayacaklar ve topluma uyum sağlayamayacaktır. Bu etkenler suça karşı savaşımı olanaksız kılmaktadır. 
Bazı ülkelerde hapis cezası yeterli görülmeyerek suçun yinelenmesini önlemek için izleme, kayıt ya da kısırlaştırma yöntemlerine başvurulmaktadır. İzleme bir tür önlemdir ancak kısırlaştırma bir ceza gibidir. Fakat yasa koyucuların kısırlaştırmayı bir ceza mı, bir önlem mi yoksa bir tedavi olarak mı algıladıkları açık değildir. Kimyasal kısırlaştırmanın tarihsel arka planına baktığımızda bunun kamu vicdanını tatmin etmek için öngörüldüğünü anlıyoruz. Bu durumda aslında tıbbi bir tedavi yöntemi olan kısırlaştırma bu ülkelerde bir ceza olarak öngörülmektedir. Türkiye’de iktidar partisinden bazı milletvekilleri cinsel suçlular için kimyasal kısırlaştırmayı kabul eden bir yasa taslağı önerdi. Bu taslakta kimyasal kısırlaştırma bir tedavi olarak değil, ek bir ceza olarak tasarlanmaktadır.Suçlunun pedofili olup olmadığı yasa koyucu için önemli değildir. 
III- PEDOFİLİLERİN TEDAVİSİ
Pedofili klinik bir tanıdır (Erdoğan 134; Winslade, Stone, Smith-Bell ve Webb 356-357). Bu tanıya göre pedofililer ergenlik çağı öncesindeki küçük çocuklara en az altı ay süreyle cinsel arzu duyar (Erdoğan 134; Topçu 45). Eğer bir kimse küçük bir çocuğa karşı bir defa cinsel arzu duymuşsa her zaman bu kişinin pedofili olduğu söylenemez (Erdoğan 134; Winslade, Stone, Smith-Bell ve Webb 355). Pedofililer yargıyla her zaman çatışma içine düşmez. Eğer sadece arzu duymakla kalır da bir şey yapmazlarsa (Topçu 44), çocukları sömürmezlerse cezalandırılmazlar; ancak tedaviye gereksinim duyarlar. Bunun dışında her tacizci mutlaka pedofili değildir (Berlin 511; Erdoğan 136). Eğer pedofili olan biri bir çocuğu sömürürse o zaman cezalandırılır. Böyle bir kişinin cezaevine mi hastaneye mi yatırılacağı pedofilinin tedavi edilebilir bir rahatsızlık olup olmadığına bağlıdır. Bazı yazarlar pedofilinin bir rahatsızlık olmadığını ileri sürer (Bu yazarlar için: Erdoğan 141). Pedofili ister bozukluk olsun ister olmasın pedofili olan kişi bir çocuğu sömürdüğünde mahkeme karşısına çıkar. Pedofili olan kişi cezaya mahkum edildiğinde tıbbi tedavi uygulanır. Bu konuda çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Cinsel davranışı etkileyen tedaviler psikoterapi, cerrahi kısırlaştırma (sperm kanalının bağlanması ve hadım), nöroşiruji, kimyasal kısırlaştırmadan oluşmaktadır (Miller 177-183; Erdoğan 151-153; Winslade, Stone, Smith-Bell ve Webb 365). Kimyasal kısırlaştırma tedavi yöntemlerinden biridir. Kimyasal kısırlaştırma yoluyla pedofilinin cinsel arzuları azaltılır. Ancak kimyasal kısırlaştırma çocuklara duyulan arzuyu bertaraf etmez, sadece cinsel arzuyu azaltır. Ayrıca pedofili olan kişi bunun bir rahatsızlık olduğunu kabul etmezse tedavi başarılı olamaz (Erdoğan 150). Yapılan araştırmalar pedofilinin tam olarak tedavi edilemeyen bir rahatsızlık olduğunu göstermektedir (Erdoğan 151). Sadece topluma zarar veren eylemlerini önleyebiliriz. Bu kişiler bir yerde tutulabilir ya da izlenebilir. Cinsel arzuları azaltılsa bile çocukları sömürebilirler. Kısırlaştırma yüzünden eskisinden daha öfkeli ve saldırgan olabilirler ve cinsel davranışlarını sürdürürler (Erdoğan 153). 
IV- KİMYASAL KISIRLAŞTIRMAYA BAŞVURMA: CEZA MI TEDAVİ Mİ?
Avrupa ve Amerika’da pek çok ülkede cinsel suçları en az ikinci kez işleyen kişiler için kimyasal kısırlaştırma öngören yasalar bulunmaktadır. Bu yasalar tekrar suç işleyenlerin pedofili olup olmadığına bakmamaktadır (Benzer biçimde bakınız Berlin 511). Bu nedenle kimyasal kısırlaştırmanın hukuksal niteliği belirli, açık değildir. Bu, kimyasal kısırlaştırma yasalarının hedefinin belirli olmadığı anlamına gelmektedir. Eğer kimyasal kısırlaştırma bir ceza olarak kabul ediliyorsa suçlunun rızasına gerek duyulmaz. Kimyasal kısırlaştırma tedavi olarak görülüyorsa suçlu “hasta” olarak kabul edilir ve aydınlatılmış onam alınır. Ancak bazı yasalar suçlunun onamını ararken bazıları ise aramamaktadır. Yasa suçlunun onamını arasa dahi bir yazar, hiç kimsenin cezaevinde üreme organlarının alınmasına karar veremeyeceğini ifade etmektedir (Russell 456; aksi görüş için: Bailey, and Greenberg 1244). Yasaların hiçbiri pedofili olanlar ve olmayanlar arasında ayrım yapmamaktadır. Sonuç olarak ortada hasta haklarıyla etik ve yasal sorunlar bulunmaktadır. Diğer yandan onamsız biçimde gerçekleştirilen ceza niteliğindeki kimyasal kısırlaştırma insan onuruna uygun düşmez (Miller 187). Ceza niteliğindeki kimyasal kısırlaştırma göze göz cezalandırma gibidir. Beden bütünlüğünü ihlal etmektense daha uzun süreli hapisle cezalandırmak insan hakları bakımından daha iyidir. Ayrıca eğer suçlu kısırlaştırılmak isterse bu “pedofili” tanısı koyulmaksızın yapılmamalıdır; çünkü hekimler kişinin beden bütünlüğünü ancak hastanın tıbbi yararı için ihlal edebilir. Cezaevinden çıkmak ile kısırlaştırmayı kabul etmek birbirinin seçeneği olamaz. Yasa koyucu buna izin vermemelidir. Bu mağdurlar ve aileleri için adil değildir ve suçluların onamları cezaevi koşulları altında gerçek bir onam değildir (Aksi görüş için: Grubin ve Beech http://www.bmj.com/content/340/bmj.c74.full 08.07.2011). Sonuç olarak yasa koyucunun kendisinin kimyasal kısırlaştırmanın ceza mı tedavi mi olduğunu bilmediği ve bu durumun abes olduğu söylenebilir.
V- CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA BELİRLİ CİNSEL SUÇLARIN FAİLLERİ İÇİN KİMYASAL KISIRLAŞTIRMA ÖNGÖREN DEĞİŞİKLİK TASLAĞI 
Türkiye’de 8 Şubar 2011 tarihinde iktidar partisinden bazı milletvekilleri Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda değişiklik taslağı teklif etmiştir. (http://www2.tbmm.gov.tr/d23/2/2-0861.pdf 04.09.2011). Bu değişiklik taslağı belirli cinsel suçların failleri için kimyasal kısırlaştırmayı da kapsamaktadır. Taslakta öngörülen belirli cinsel suçlar cinsel saldırı ve çocuğun cinsel sömürüsüdür. Kısırlaştırma eğer kişi sözü edilen cinsel suçlardan dolayı ilk kez mahkum edilmişse cezanın infazı boyunca, eğer kişi şartla salıverilmişse denetim süresi boyunca uygulanır. Kimyasal kısırlaştırma sadece erkek suçlular için uygulanabilir; çünkü taslağa göre testosteronun etkisini önemli ölçüde azaltıcı tedavi uygulanabilir. Bu hususta yargıca takdir yetkisi verilmiştir. Ancak kişi eğer belirli cinsel suçları yeniden işlerse takdir yetkisine yer yoktur; yargıç kimyasal kısırlaştırmaya karar vermek zorundadır.
Değişiklik taslağının genel gerekçesi çocukları ve kadınları şiddete karşı korumaktır. Ayrıca suçluların ıslah edilmesi ve topluma yeniden kazandırılması da değişikliğin amaçları arasında öngörülmektedir. Bu bağlamda karşılaştırmalı hukuka atıf yapılmış ve örneğin İsveç’te şiddet kullanan kişiler için bazı programlar bulunduğu ve bireysel ya da grup terapileri gibi uygulamalar olduğu ifade edilmiştir.Benzer ifadeler değişiklik taslağındaki ilgili maddenin gerekçesinde yinelenmektedir. 
Değişiklik taslağında kısırlaştırmadan ayrı olarak suçluların mağdurun oturduğu yer ya da işyerinin dışında yaşamaya zorlanabileceği öngörülmektedir. Fakat kişi belirli cinsel suçları yeniden işlerse takdir yetkisi bulunmamaktadır, yargıç faili mağdurun oturduğu yer ya da işyerinin dışında yaşamaya mahkum etmekle yükümlüdür. Ayrıca bir kimse belirli cinsel suçları yeniden işlerse mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşması ya da çocuklarla bir arada bulunmayı gerektiren yerlerde çalışması ya da çocuklarla ilgili bir meslek icra etmesi yasaklanır. Yasak cezanın infazı bittikten sonra beş yıl sürer.
Kimyasal kısırlaştırma dışındaki önlemler çocukları ve diğer mağdurları korumaya elverişlidir. Ancak kimyasal kısırlaştırma taslakta belirtilen, kadınları ve çocukları korumak, suçluların ıslahı ve topluma yeniden kazandırılması gibi hedefler için uygun değildir. İlk olarak kısırlaştırma sadece infaz süresince uygulanır, infazdan sonra uygulanmaz. Dolayısıyla amaç ıslah ya da topluma geri kazandırmak değil, cezalandırmadır. Çünkü kısırlaştırmanın etkileri kısırlaştırmanın uygulandığı süre boyunca yani ilaçlar alındığı sürece devam eder. Öte yandan koruma gerçekleşemez; çünkü kimyasal kısırlaştırma aşağıda açıklanacağı üzere şiddeti bertaraf etmez. Gerekçede karşılaştırmalı hukuka ve bu bağlamda İsveç hukukuna gönderme yapılmaktadır; ancak gerekçe İsveç’te kimyasal kısırlaştırma olduğundan değil, bireysel ve grup terapilerinin olduğundan söz etmektedir. Farklı ülkelerde kimyasal kısırlaştırma öngören bazı yasalar suçlunun onamını ararken bazı yasalar yeniden suç işlenmesini aramaktadır , bazıları ise hekimin onamını aramaktadır.Ama Türk hukukunda sözünü ettiğimiz değişiklik taslağı bunların hiçbirini aramaz. Taslakta bu koşullar aransaydı da kısırlaştırmanın yararsızlığında bir değişiklik olmazdı. 
TBMM Adalet Komisyonu bu taslağı kabul etmiş ve buna ilişkin raporunu yayımlamıştır (http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tasari_teklif_gd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no =88854 03.11.2012). Fakat meclisin yasama döneminin sonuna dek taslak meclisten geçirilememiştir. Dolayısıyla taslak hükümsüz hale gelmiştir. (http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tasari_teklif_gd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no =88854 03.11.2012). Yeni yasama döneminde bu konu yeniden gündeme getirilmiştir. 2013’ün ilk aylarında meclise sunulması beklenen Üreme Sağlığı ve Çocuk İstismarı Hakkında Kanun Tasarısına beklenmedik biçimde şöyle bir madde eklenmiştir: “Çocuklara tecavüz eden pedofili hastalarına tıbbi müdahale yapılabilir” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22260844.asp 01.01.2013). Böylece ilk taslakta pedofili ayrımı yapılmadığı hakkındaki eleştirimiz bu tasarı için geçerliliğini yitirmiştir. Ancak tıbbi müdahaleye kimin karar vereceği, bunun nasıl yürütüleceği henüz açık değildir. Tedavi yöntemlerinden sadece biri olan kimyasal kısırlaştırmanın ceza algısıyla yargıya ve ceza infazı alanına taşınması diğer eleştirilerimizi haklı kılmaktadır. 
VI- ETİK SORUNLAR
A- AYDINLATILMIŞ ONAM
Tıbbi bir müdahaleden önce hekim hastanın aydınlatılmış onamını almak zorundadır (Çobanoğlu 17; Aydın 19). Aydınlatılmış onam nitelikli bir rızadır; çünkü hekim müdahalenin niteliğini, sonuçlarını, risklerini ve yan etkilerini ayrıntılı biçimde açıklar (Grubin ve Beech http://www.bmj.com/content/340/bmj.c74.full 08.07.2011; Aydın 20). Bazı hekimler hastayı aydınlatmaksızın aydınlatılmış onam formunu imzalatmaktadır. Bu formların hiçbir önem ve geçerliği yoktur. Hasta karmaşık tıp terimleri kullanılmaksızın, anlayabileceği bir dilde aydınlatılmalıdır (Çobanoğlu 17). Müdahalenin amaç ve sonuçları, komplikasyonlar ve riskler anlatılmalıdır. Aydınlatılmadan verilen onam geçerli değildir ve buna dayanan bir müdahale kişinin fiziksel bütünlük haklarını ihlal eder. Hekim aydınlatılmış onam alınmaksızın giriştiği müdahalelerden sorumludur. 
Kimyasal kısırlaştırma tıbbi bir müdahaledir ve diğer tıbbi müdaheleler gibi aydınlatılmış onam gerektirir.Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Ceza ya da Muamelenin Önlenmesi Komitesi Standartları anti-androjen tedavisinin ancak suçlu aydınlatılmış onam verdiği takdirde uygulanabileceğini öngörmektedir (Gürçay Dilekçi http://kazete.com.tr/haber_detay.php?hid=11706 04.09.2011). Dolayısıyla kimyasal kısırlaştırmanın amaçları ve sonuçları, riskleri, yan etkileri ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Fakat kimyasal kısırlaştırmanın uzun vadedeki etkileri henüz kesin olarak bilinmemektedir (Wright 47; Miller 186; Beckman 865). Bu konuda yeterli deney ve araştırma yapılmamıştır. Öte yandan kimyasal kısırlaştırmanın pek çok riski ve yan etkisi bulunmaktadır (Miller 182; Greely 1131). Ayrıca kimyasal kısırlaştırma için onamın gerekli olduğu belirtilmektedir . Eğer onam aranmazsa hasta hakları ihlal edilir ve aynı zamanda suçlu pedofili olan biri ise tedavi etkili olamaz (Sütlaş http://bianet.org/biamag/toplum/127834-iktidar-yasa-yapmak-ve-testosteron 03.11.2012). Çünkü yapılan araştırmalar göstermiştir ki kişinin onamı ve isteği olmaksızın tedavi başarılı olamaz. (Besharov 42; Vachss 42; Erdoğan 150). Diğer yandan suçlu hasta değilse kısırlaştırılamaz. Kişinin beden bütünlüğü ancak kişinin sağlığı gerektirirse ihlal edilebilir (Miller 192). Bu kurala hukuk düzenince getirilecek istisnalar ölçülü olmalıdır. Hormonlara müdahale etmek ölçülü bir istisna değildir (Miller 187). Suçlunun hormonlarıns müdahale edilse bile kişi cinsel bir suçu yeniden işleyebilir. Açıklanan nedenlerle kimyasal kısırlaştırma ölçülü bir önlem sayılamaz.
B- KİMYASAL KISIRLAŞTIRMA CİNSİYETÇİ YAKLAŞAMA DAYALIDIR
Kimyasal kısırlaştırma cinsel arzuyu azaltmak için kullanılır. Bu amaçla kullanılan ilaçlar erkeklerdeki cinsel arzuyu azaltır; ancak kadının cinsel arzusunu azaltmaz (Scott, and Holmberg 508). Aksine bu ilaçlar kadının doğurganlığına zarar verir. Kimyasal kısırlaştırma için kullanılan ilaçlardan biri olan MPA kadın için doğum kontrol yöntemidir (Beckman 856). Başka bir deyişle kimyasal kısırlaştırma sadece erkekler için cinsel arzuyu azaltmada kullanılabilir (Beckman 863, 867). Bu gerçek cinsiyete dayalı ayrımcılık oluşturmaktadır (Miller 185; Beckman 867; Scott ve Holmberg 508). Kimyasal kısırlaştırma öngören yasalar cinsel suçluların kadın olabileceğini kabul etmez. Suç oranları incelendiğinde erkeklerin kadınlara göre daha fazla cinsel suç işlediği görülür; ancak yasal düzenlemeler kadın suçluları göz ardı edemez (Bakınız Topçu 52-53; Winslade, Stone, Smith-Bell ve Webb 358). Diğer yandan cinsel suçların cinsel arzunun azaltılmasıyla önlenebileceği düşüncesi toplumsal cinsiyetçi bir yaklaşımdır. Ataerkil düzende pek çok düşünce ve düzenleme erkeklerin arzularına dayanmaktadır. Kadınlar özne olarak değil, nesne olarak görülür (Benzer biçimde bakınız Topçu 53). Dolayısıyla cinsel yaşamı belirleyen olgular erkeklere dayanır. Kadınlar cinsel özgürlükten yoksundur. Erkekler karar verir ve bunun sonucu olarak erkekler cinsel suçları işler. Toplumsal cinsiyetçi söylemin yarattığı toplum tüm bu düşüncelere alışıktır. Toplumsal cinsiyetçi algıya, söyleme ters düşen düşünceler ileri süren bir kimse olursa toplum ona sert biçimde cinsel ahlak, yani namus (!) ya da dini nedenlerle tepki gösterir. Ataerkil düzende erkeklerin arzuları cinsel ahlakı belirlemektedir. Bu nedenlerle kimyasal kısırlaştırma toplumsal cinsiyetçi yaklaşıma dayanan bir önlem ya da cezadır. 
C- KISIRLAŞTIRMA ŞİDDETİ ÖNLEMEZ
Cinsel suçlar bir tür şiddettir. Şiddet sadece fiziksel biçimde gerçekleşmez; şiddetin farklı tipleri vardır (Çobanoğlu 183). Şiddetin diğer tipleri cinsel, psikolojik, ekonomik ve sosyal şiddettir. Çocukların sömürüsü de sadece fiziksel biçimde kendini göstermez. Sömürü fiziksel, cinsel, psikolojik ya da ekonomik olabilir (Çobanoğlu 183). Sömürü şiddetin farklı bir görünümüdür; Freud çocuğun cinsel sömürüsünün güçler arasındaki dengesizliğe dayandığını ileri sürmektedir (Topçu 37). Çocuklar korunmaya ihtiyaç duyar. Çocuğun sömürülmesi,çocuğun beden ve ruh sağlığına zarar verir (Winslade, Stone, Smith-Bell ve Webb 351). Bu nedenle cinsel suçlar, cinsel saldırı ya da cinsel sömürü şiddet suçlarıdır. Kimyasal kısırlaştırmanın hedefi ise cinsel arzu ve dürtüleri azaltmaktır (Russell 458). Yani kimyasal kısırlaştırma suçlunun zihniyetini, düşünme biçimini ya da saldırganlığını değiştirmez (Russell 458; Besharov 43; Sütlaş http://bianet.org/biamag/toplum/127834-iktidar-yasa-yapmak-ve-testosteron 03.11.2012). Kısırlaştırma suçlunun cinslik hormonlarını etkiler. Kimyasal olarak kısırlaştırılan suçlular cinsel suçları yeniden işler. Araştırmalar kimyasal kısırlaştırmanın suçu yeniden işlemeyi önlemediğini göstermektedir (Russell 458). 
Cinsel suçları kimyasal kısırlaştırmayla önleme düşüncesi yukarıda açıklandığı gibi toplumsal cinsiyetçi yaklaşıma dayanmaktadır. Bu yaklaşım şiddetin diğer tiplerine önem vermez (Ward, Gannon ve Birgden 203). Dahası evlilik içinde gerçekleşen fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ya da sosyal şiddet yasal zemine oturtulur ya da meşru karşılanır. Çocukların aile içinde fiziksel sömürüsü yakın geçmişe kadar suç olarak görülmüyordu. Bugün fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ya da sosyal sömürü sadece yasaklanmakla kalmaz, suç olarak kabul edilir; buna karşın gerçekte sömürü çeşitli kılıflar içinde varlığını sürdürmektedir. Toplum şiddeti göz ardı etmektedir; ama kadının ya da çocukların cinsel vücut bütünlüğünü önemsemektedir. Bu olgunun bir sonucu olarak cinsel suçlar şiddet olarak görülmemektedir (Ward, Gannon ve Birgden 203). Bu bakış açısı bizi hatalı bir sonuca götürür. Bu bakış açısıyla toplum soruna cinsel arzu ve dürtülerle ilgili bir çözüm bulmaya çabalar. Oysaki sorun bir kimseye rızası ya da geçerli rızası olmaksızın dokunmaktadır, sorun saldırganlıktır. 
Şiddet ve saldırganlıkla savaşım çok disiplinli çalışmayı gerektirir; şiddet ve saldırganlık psikolojiyi, tıp ve sağlık bilimlerini, ekonomiyi, sosyolojiyi, hukuku ve diğer benzer disiplinleri ilgilendirir. Hapis, kısırlaştırma ya da ölüm cezası bu soruna bir çözüm değildir. Saldırganlığın ardındaki nedenler araştırılmalıdır. Örneğin çocukluğunda sorunlar yaşayan ya da aile ya da iş yaşamında sorunları olan kişiler agresif, saldırgan davranır (Topçu 71). Çocukluğunda sömürülmüş olmak sömürmenin çevresel bir nedeni olarak kabul edilir (Erdoğan 145; Topçu 70). Bazı yazarlar, sorun çözme, bilişsel yetenekler, sosyal yetenekler ve yakınlık kurma yetenekleri, duygu yönetimi, sorunun nedenini anlama-yansıtma aracı, yaşam biçimi planlama, cinsel anlamda yeniden koşullanma, empati ve bilişsel yeniden yapılandırma içeren tedavi birimlerinden oluşan tedavi programlarına katılmanın suçlulara diğerlerinin haklarının ayırdına varma ve onları insan olarak değerlendirme konusunda yardımcı olur (Ward, Gannon ve Birgden 209; Topçu 76-79). Ayrıca çocuklar kişisel güvenlik, “iyi dokunuş-kötü dokunuş” gibi konularda eğitilebilir (Erdoğan 155). 
Ensest ilişkiler diğer cinsel sömürülerden daha kritiktir. Çünkü çocuk aile içinde zayıf ve kırılgandır, ensest ilişki çocuğa ciddi biçimde zarar verir (Topçu 111-117). Çocuğun anne babası tarafından bakılma hakkı vardır ve bunun gereği olarak çocuk anne babasından son çare olarak ayırılmalıdır.Çocuğun sağlığı tehlikeye düştüğünde, çocuğun yüksek yararının gereği olarak, çocuk anne babasından son çare olarak uzaklaştırılır (Serozan 292). Anne babanın cinsel sömürüsü ya da anne ya da babanın diğerinin çocuğu sömürmesini görmezden gelmesi çocuğun devlet tarafından korunmasını gerektirir (Serozan 292). Genellikle çocuk anne babadan uzaklaştırılır ve bir kuruma ya da aile yanına yerleştirilir.Fakat çocuk kötü anıları kolaylıkla unutamaz ve bu olayların izlerini atamaz. Bu nedenle kimyasal kısırlaştırma mağdur için fark yaratmaz. Hem suçlu hem de mağdur için psikolojik tedavi gereklidir (Topçu 112, 122-124).
D- YASA KOYUCU HEKİM DEĞİLDİR
Kimyasal kısırlaştırma yasaları kimyasal kısırlaştırmayı pedofili olan cinsel suçlular için bir tedavi olarak dayatmaktadır. Yasa koyucu bir hastanın nasıl tedavi edileceğine kendisi karar vermektedir. Bu yaklaşım tıp etiği ve hasta haklarıyla çatışmaktadır (Miller 197; Sütlaş, http://bianet.org/biamag/toplum/127834-iktidar-yasa-yapmak-ve-testosteron 03.11.2012). Tıp etiği ve hasta hakları hastanın yüksek yararı doğrultusunda tedavinin belirlenmesini gerektirir (Beckman 882; Çobanoğlu 18-19; Aydın 9). Her hasta diğerinden farklıdır. Hekim hastasını tanımalı, onun karakterini, geçmişte geçirdiği hastalıkları, alerjik tepkilerini, sosyal konumunu, eğitim durumunu vs. bilmelidir. Tıbbın önemli ilkelerinden biri de “Hastalık yoktur; hasta vardır” ilkesidir. Hekim hastayı nasıl tedavi edeceğini hastayı ve diğer koşulları göz önüne alarak belirler (Aydın 9. Benzer biçimdebakınız Beckman 871). Hekim aynı zamanda hangi yöntemin kesin sonuçları, riskleri ya da yan etkileri olduğunu da dikkate alır (Benzer biçimde bakınız Wright 47). 
Kimyasal kısırlaştırma hem hasta suçlulara hem de hasta olmayan suçlulara dayatılmaktadır. Hasta olmayan suçlular için kısırlaştırma ceza olarak algılanır. Hastalar için kısırlaştırmanın ilk olarak yasal zemini olan bir tedavi yöntemi olduğu düşünülebilir. Ancak hasta-hekim ilişkisi açısından düşündüğümüzde kimyasal kısırlaştırma yasalarına göre cinsel suçluların nasıl tedavi edileceğine hekim karar vermemekte ve dahası hasta tedavi edilip edilmeyeceğine ve nasıl tedavi edileceğine karar vermemektedir (Miller 196. Benzer biçimde bakınız Russell 430). Bu nedenlerle suçlu kişi hasta olsa bile kısırlaştırma ceza olarak görülebilir. Pedofili olan kişiler tedavi edilmelidir, gereksiz, intikamcı cezalarla cezalandırılmamalıdır. Dahası kısırlaştırma suçlular için hapis cezasına seçenek olarak sunulmamalıdır. Dolayısıyla kimyasal kısırlaştırmanın hekim ve hastaya dayatılamayacağını söylememiz gerekir. Kimyasal kısırlaştırma tıpta bir tedavi yöntemidir, ceza haline getirilmemeli ve hekimler bu süreçte kullanılmamalıdır (Berlin 510). 

SONUÇ
Kimyasal kısırlaştırmaya çeşitli ülkelerde cinsel suçlular için başvurulmaktadır. Kimyasal kısırlaştırmanın amacı suçluların cinsel arzularını azaltarak potansiyel mağdurları korumaktır. Yapılan araştırmalar cinsel arzuların azaltılmasının suçun yeniden işlenmesinin önüne geçemediğini göstermektedir. Dahası her cinsel suçlu pedofili değildir. Her suçluya pedofili muamelesi yapmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu yaklaşım ceza ile tedavi arasındaki farkı bulanıklaştırarak kimyasal kısırlaştırmanın niteliğini belirsiz hale getirmektedir. Ancak kimyasal kısırlaştırmanın nitelikleri ve sonuçları göz önüne alındığında bunun bir tür ceza olduğu söylenebilir. Kimyasal kısırlaştırma erkeklerin cinsel arzularını etkiler. Bu nedenle suçun yeniden işlenmesini kimyasal kısırlaştırmayla önleme düşüncesi toplumsal cinsiyetçi bir yaklaşıma dayalıdır.Toplumsal cinsiyetçi söylem şiddeti göz ardı eder ve cinsel beden bütünlüğünün korunmasına önem verir, şiddetin diğer tiplerine aldırış etmez. Bu nedenle cinsel beden bütünlüğünün erkeklere karşı korunması diğer şiddet türlerinden daha önemli görülür. Dahası diğer şiddet türleri zaman zaman neredeyse desteklenir. Diğer yandan kimyasal kısırlaştırma şiddeti bertaraf etmez, cinsel arzuyu azaltır ama saldırganlıkla savaşmaz. Bu nedenle kimyasal kısırlaştırma ıslah ya da topluma yeniden kazandırma gibi işlevleri yerine getiremez. Hasta hakları açısından bakıldığında aydınlatılmış onam çoğunlukla aranmaz ve bu durum hasta haklarını ve insan haklarını ihlal eder (Beckman 885). Geçerli rıza olmaksızın cinsel beden bütünlüğünün ihlali ölçülü bir önlem değildir. Ayrıca hasta olan suçlular için hekim hastayı aydınlatmalı ve bu şekilde hastanın rızasını almalıdır. Aydınlatılmış onam hem tıp etiği hem de hasta hakları bakımından şarttır. Ayrıca hasta olan suçlular için tedavinin yöntemini belirlemek ve hekimin onayını almamak hasta haklarını ve tıp etiğini ihlal eder. Yasa koyucu hekim değildir. Bu gerekçelerle kimyasal kısırlaştırmanın suçun yeniden işlenmesini önleme ve ıslah için elverişli, uygun bir yöntem olmadığı kanısındayız. 
KAYNAKÇA
Aydın, Erdem. Tıp Etiği. Ankara: Güneş Tıp Kitabevi, 2006.
Bailey, J. Michael, and Aaron S. Greenberg. “The Science and Ethics of Castration: Lessons from the Morse Case.” Northwestern University Law Review 92.4 (1997-1998): 1225-1245.
Babacan, Nuray. “Hadıma Adım Adım Onay”. Hürriyet 30.12.2012 http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22260844.asp 01.01.2013. 
Beckman, Linda. “Chemical Castration: Constitutional Issues of Due Process, Equal Protection, and Cruel and Unusual Punishment.” West Virginia Law Review 100: 853 (1997-1998): 853-896.
Berlin, Fred S. “Sex Offender Treatment and Legislation.” The Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law 31.4 (2003): 510-513.
Besharov, Douglas J. "Yes: Consider Chemical Treatment.” ABA Journal July 1992: 42.
Çobanoğlu, Nesrin. Tıp Etiği. Ankara: İlke Yayınevi, 2007.
Erdoğan, Ayten. “Pedofili: Klinik Özellikleri, Nedenleri ve Tedavisi.” Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar 2.2 (2010): 132-160.
Greely, Henry T. “Neuroscience and Criminal Justice: Not Responsibility but Treatment.” University of Kansas Law Review 56 (2007-2008): 1103-1138.
Grubin, Don, and Anthony Beech. “Chemical Castration for Sex Offenders.” BMJ 340:c74 (2010) http://www.bmj.com/content/340/bmj.c74.full 08.07.2011.
Gürçay Dilekçi, Berrin. “Reportage with Yakın Ertürk.” Kazete 11.02.2011 http://kazete.com.tr/haber_detay.php?hid=11706 04.09.2011.
http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=8199 02.09.2011.
http://www2.tbmm.gov.tr/d23/2/2-0861.pdf 04.09.2011.
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tasari_teklif_gd.onerge_bilgileri?kanunlar_sira_no =88854 03.11.2012.

Miller, Robert D. “Forced Administration of Sex-Drive Reducing Medications to Sex Offenders: Treatment or Punishment?” Psychology, Public Policy, and Law 4.1/2 (1998): 175-199.
Özyurt, Erdem. “Ceza Hukuku Açısından Kimyasal Kastrasyon.”http://designergb.blogspot.com/2009/08/ceza-hukuku-acsndan-kimyasal-kastrasyon.html 04.11.2012. 
Payne, Brian K. “Warning: Sex Offenders Need to be supervised in the Community.” Federal Probation 72.1 (2008): 37-42.
Russell, Stacy. “Castration of Repeat Sexual Offenders: An International Comparative Analysis.” Houston Journal of International Law 19: 425 (1996-1997): 425-459.
Sargın, Ayşe. “Bebeğe Tecavüz Üzerine Bir Tartışma.” Bianet 13.11.2006 http://www.bianet.org/bianet/kadin/87655-bebege-tecavuz-uzerine-bir-tartisma 02.09.2011.
Scott, Charles L., and Trent Holmberg. “Castration of Sex Offenders: Prisoners’ Rights versus Public Safety.” The Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law 31.4 (2003): 502-509.
Serozan, Rona. Çocuk Hukuku. İstanbul: Vedat Kitapçılık, 2005.
Siverts, Jennifer B. “Punishing Thoughts Too Close to Reality: A New Solution to Protect Children from Pedophiles.” Thomas Jefferson Law Review 27:393 (2004-2005): 393-420.
Sütlaş, Mustafa. “İktidar, Yasa Yapmak ve Testosteron” Bianet 11.02.2011 http://bianet.org/biamag/toplum/127834-iktidar-yasa-yapmak-ve-testosteron 03.11.2012.
Topçu, Sedat. Cinsel İstismar. Ankara: Phoenix, 2009.
Vachhs, Andrew. “No: Pragmatically Impotent.” ABA Journal July 1992: 43
Ward, Tony, Theresa A. Gannon, and Astrid Birgden. “Human Rights and the Treatment of Sex Offenders.” Sex Abuse 19 (2007): 195-216.
Winslade, William, T. Howard Stone, Michele Smith-Bell, and Denise M. Webb. “Castrating Pedophiles Convicted of Sex Offenses against Children: New Treatment or Old Punishment?” SMU Law Review 51 (1997-1998): 349-411.
Wright, Richard G. “Sex Offender Post-Incarceration Sanctions: Are There Any Limits?” New England Journal on Civil and Criminal Confinement 34: 17 (2008): 17-50.

 

Bu site Türk Kadınlar Birliği resmi sitesidir.
Copyright © 2015