Eşitlik Mücadelesinde
98. Yıl

S��V��L TOPLUM GREVIO RAPORU




SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI/AĞLARI/PLATFORMLARINCA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE TÜRKİYE’NİN 7. DÖNEM RAPORUNA CEDAW’IN NİHAYİ YORUMLARININ TAKİBİ PROGRAMI:

“CEDAW VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN YAYGINLAŞTIRILMASI PROJESİ”

GREVİO ARA GÖLGE RAPORU

 

BÖLÜM I- AMAÇLAR, TANIMLAR, EŞİTLİK, AYRIMCILIK YAPMAMA, GENEL YÜKÜMLÜLÜKLER

Madde 1 ve 2: Sözleşmenin Amacı ve Kapsamı

Türkiye Sözleşme’yi ilk imzalayan ve ilk onaylayan ülke olma konusunda gösterdiği kararlılığı Sözleşme’yi uygulama konusunda da göstermelidir. Sözleşme’nin kapsam ve amaçlarını içselleştirecek politikalar hazırlamalı ve bunları siyasi irade ile hayata geçirmelidir.

Yargının bağımsızlığı sağlanmalı ve Sözleşme’ye uygun kararların çıkması için gerekli adımlar atılmalıdır. Bu çerçevede hukuk uygulayıcılarına ve yargı mensuplarına verilen eğitimlerin uygulamada etki yaratması için izleme çalışmaları yapılmalı, yönergeler oluşturulmalıdır. Ayrıca yargıçların bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvence altına alınmalı ve toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalıkları arttırılmalı ve bunun kararlarına yansıması sağlanmalıdır.

Sözleşme’ye aykırı uygulamalarda bulunan kamu görevlilerine yönelik yaptırımlar kağıt üzerinde kalmadan fiilen de uygulanmalıdır.

Madde 4: Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yapmama

 

İstanbul Sözleşmesi Madde 4 de tavsiye edilen hükümlerin bir an önce hayata geçmesini talep etmekteyiz.

İstanbul Sözleşmesi Madde 2’deki tavsiyenin aksine kavram olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinden gitgide daha fazla uzaklaşılmaktadır. Hükümet cinsiyet adaleti kavramını ön plana çıkarmaya yönelik söylemlerle cinsiyet eşitliği kavramından uzaklaşmaktadır. Ayrıca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusunda da ayrımcılık artarak devam etmektedir.

Toplumsal cinsiyet, yaş, sağlık durumu, azınlık olma durumu, engellilik, göçmen ya da sığınmacı olma, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği açısından kesişimsel ayrımcılıklar artarak devam etmektedir. Bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar, Kürt kökenli kadınlar, engelli kadınlar ve lezbiyen kadınlar dahil olmak üzere kesişimsel ayrımcılığa maruz kalan veya kalabilecek olan kadınları etkileyen şiddetin, bu kadınların karşı karşıya kaldığı eşitsizliklerin üzerine giderek önlenmesi ve bununla mücadele edilmesi yönünde de herhangi bir çaba bulunmamaktadır.

 Sürdürülebilirliği olmayan ve sadece belli kesimleri ve belli konuları içeren (ör: girişimcilik) projeler bazında ve hükümete yakın sivil toplum örgütleri desteklenmektedir. Şiddet içerikli çalışan kadın örgütlerine ve şiddetle ilgili farklı hedef kitlelere yönelik daha sürdürülebilir ve kalıcı çözümler getirecek çalışmalar hükümet tarafından desteklenmemektedir.

Şiddeti yaşayanları kısa dönemli korumaya yönelik çalışmaların daha çok ön planda tutulması nedeniyle, şiddeti önlemeye yönelik çalışmalar münferit ve yetersiz kalmaktadır. Bu arada kesişimsel ayrımcılık yaşayanlara yönelik özel çalışmalar ise toplumsal cinsiyet perspektifinin dışında ve hak temelli bir yaklaşım olmaksızın yetersiz bir şekilde sadece Suriyeli mültecilere yönelik yapılmaktadır.

Kadına yönelik şiddet konusunda istatistiki bilgiler toplamak için yapılan farklı çalışmalara rağmen ayrıştırılmış, bütüncül ve süreklilik arz eden bir veri toplama sistemi henüz oluşturulmamıştır. Bazı kurumlarda var olan sınırlı veriler de alanda çalışan kadın STK’larla ve kamuoyu ile paylaşılmamaktadır.

Ayrıca Hükümet, raporunda 2016’da kurulan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nu (TİHEK) ayrımcılığa uğrayanların başvurabileceği bir mekanizma olarak sunsa da söz konusu kurumun kuruluş yasası ayrımcılıkla mücadele eden sivil toplum kuruluşları ve kamuoyunun etkin ve geniş katılımı sağlanmadan hazırlanmış; bir çok ayrımcılık alanını dışarıda bıraktığı ve uluslararası standartlarla da çeliştiği için sivil toplum kuruluşlarının itirazıyla karşılaşmıştı. TİHEK kanununda toplumsal cinsiyet eşitliğine hiç referans verilmemiş, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılık temelleri arasında sayılmamıştır. Kanun, aynı zamanda sosyal statüyü ayrımcılık temelleri arasında saymamış, Türkiye vatandaşı olmayanları ve sığınmacıları koruma altındaki bireyler olarak görmemiştir. Kurum, insan hakları ihlalleri ile ilgili bireysel başvuru almamakla birlikte, kendi iç işleyişini kendisi belirleyemeyen, karar organı olan kurulun üyelerinin tamamı Bakanlar kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilen, bağımsız olmayan ve bu yönleriyle de başta Paris İlkeleri olmak üzere uluslararası standartları karşılamayan bir kurumdur. Paris İlkelerine uygun bağımsız bir insan hakları kurumu oluşturulmalıdır.

Madde 5: Devlet Yükümlülükleri ve Gereken Özeni Gösterme

OHAL bitmiş olmasına rağmen özellikle kadınlar için günlük yaşamı zorlaştıran ve özgürlükleri kısıtlayıcı önlemler içeren İç Güvenlik Yasası gibi bazı uygulamaların devamı kadınlar için endişe vericidir. Bu endişeleri ortadan kaldıracak ve kadının hayatını kolaylaştıracak önlemleri hayata geçirecek kararlı, tutarlı ve kamuoyunda güven oluşturan, süreklilik arz eden ve önleyici bir siyasi irade bulunmamaktadır.

Üstelik, kadına yönelik şiddetin cinsiyet temelli olduğunu kabul etmeyen, toplumdaki genel şiddet eğiliminin bir parçası olarak gören ve bu doğrultuda politikalar üretmeye çalışan bir siyasi irade söz konusudur.

6284 Sayılı yasaya rağmen şiddet davaları sürecinde İstanbul Sözleşmesine aykırı uygulamalar ve kararlar hayata geçmektedir. Hakimler ve savcılar başta olmak üzere devlet memurları İstanbul Sözleşmesinin öngördüğü özen yükümlülüğü ile hareket etmemektedir. Kaldı ki, İstanbul Sözleşmesini mutlaka bilmek ve uygulamakla yükümlü olan bu kişilerin bu bilgiden uzak oldukları gözlemlenmektedir. Bu kişiler için müeyyide uygulamaya yönelik herhangi bir mekanizma da işletilmemektedir.

Madde 6: Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Politikalar

Türkiye’de, özellikle son birkaç yıldır gerçekleştirilen söylem ve uygulamalarla, toplumsal cinsiyet eşitliğinin temel politika olarak yerleştirilmesinden uzaklaşılmakta ve artarak kadını birey kimliğinden çıkartıp aile içindeki rolüyle tanımlayan politikalara ağırlık verilmektedir. Örneğin “İş ve aile yaşamının uyumlaştırılması” paketinde olduğu gibi kadının eş ve anne olarak rolünü ön planda tutacak şekilde yarı zamanlı çalışabilmesini teşvik etmektedir. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımını kadının asli görevi olarak gören yaklaşım kadınların istihdama katılmasının ve kariyer yapabilmesinin önünde çok önemli bir engel oluşturmaktadır.

2015 yılından beri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planının yapılmamış olması, mevcut politik eğilimin önemli bir göstergesidir. Bunun yanı sıra Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planının yerine hazırlanan Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2018-2023) içerik olarak yetersiz ve cinsiyet eşitliğinin temel politika haline getirilmesi amacına hizmet etmekten çok uzak bir belgedir.

BÖLÜM II - BÜTÜNCÜL POLİTİKALAR VE VERİ TOPLAMA

Madde 7: Kapsamlı ve Eşgüdümlü Politikalar

İstanbul Sözleşmesinin öngördüğü kapsamlı, bütüncül ve eşgüdümlü politikalar içeren bir strateji belgesi henüz yoktur Sözde kapsamlı ve eşgüdümlü politikaları desteklemek amacıyla siyasi iradenin öne sürmüş olduğu “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı”nı için ise ayrılmış herhangi bir bütçe bile yoktur. Söz konusu Ulusal Eylem Planının hangi kaynaklar kullanılarak gerçekleştirileceği belli olmamakla birlikte eylem planlarının içeriklerinin de birçoğunun hayata geçirilmediği gözlemlenmektedir ancak bu konuda kamuoyuyla herhangi bir bilginin paylaşılmaması da endişe vericidir.

Diğer yandan, 10. Kalkınma planının ise süresi dolmaktadır ancak 11. Kalkınma Planı henüz yayımlanmamıştır. Söz konusu Planın hazırlıkları sırasında Kalkınmada Kadının Rolü Özel İhtisas Komisyonun kurulmuş olması ve Kadın STK temsilcilerinin bu Komisyona dahil edilmiş olmalarını olumlu karşılamakla beraber, Planın henüz yayınlanmamış olmasını ve içeriğinin netleşmemiş olmasını endişeyle karşılıyoruz.

Mevcut bütün mevzuat, genelgeler ve planlara rağmen ne yazık ki kadına yönelik şiddetle mücadele alanında gerçekleştirilen bütün uygulamalar öncelikle tüm kurumlarda proje bazlı ve proje anlayışıyla sürdürülmekte standardizasyondan, bütüncüllükten, kapsayıcı ve eşgüdümlü olmaktan uzak ve tamamen hizmet sağlayıcı kişilerin inisiyatif ve insafına bırakılmıştır. ŞÖNİM’ler ve sığınma evleri başta olmak üzere, hizmet sağlayan kuruluşların hiçbirinde verilen hizmetlerin standardı yoktur. Personel nicelik ve nitelik açısından yetersizdir. Niteliği artırmak amacıyla yapılan hizmet içi eğitim faaliyetleri ise amacına hizmet etmemektedir çünkü yönetici ve personelin sürekli ve düzensiz sirkülasyonu söz konusudur. Kuruluşlarda istihdam edilen personeller de genellikle kadrolardan yoksun ve şiddete maruz bırakılmış kadınların güçlendirilmelerine yönelik çalışmalarda yetersiz ve cinsiyetçi rollerin bilincinden yoksun kişiler olmaktadır.

Adalet Bakanlığının stratejik plan hedefleri ve az sayıdaki mağdur odaklı projeleri yasa uygulayıcılarının ayrımcı ve cinsiyetçi tutum ve davranışlarına etki etmek ve onları değiştirmekten uzaktır. Bakanlık Mağdur Hakları Daire Başkanlığının hazırladığı ve kapsamı sadece ceza yargılamaları ile sınırlı olan ve çok sınırlı destek sistemi getiren Mağdur Hakları Yasa Tasarısı 2017’den beri yasalaşmayı beklemektedir. Yine aynı Dairenin geliştirdiği bir proje kapsamında bazı adliyeler içinde mağdurla görüşme yapılması için açılan “adli görüşme odaları” Ankara merkez (Sıhhiye Adliyesi) Adliyede dahi Hakim ve savcılar tarafından kullanılmamaktadır.

Madde 8: Mali Kaynaklar

Siyasi iradenin toplumsal cinsiyet eşitliğini kabul etmeyen tavrı ve tutumu karşısında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe oluşturmasından zaten söz edilemez ve son üç senedir bu doğrultuda herhangi bir çalışma da söz konusu değildir.

Bu arada kadına verilen hizmetleri küçülten bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı söz konusuyken gelinen noktada bu bakanlık iştigal alanı çok geniş olan Çalışma Bakanlığı ile birleştirilerek kadına yönelik şiddet çalışma alanı ve bütçesinin iyice kısıtlanması söz konusu olmuştur.   Bu durumda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı altında birleştirilen Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün (KSGM) güçlendirilmesinden ve kendi başına kullanabileceği bir bütçenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet ile ilgili hizmet veren kurum ve kuruluşların personelleri hem sayıca hem de nitelik bakımından bu alanda gerekli çalışmaların yapılabilmesi için yetersizdir.

Hükümetin raporunda belirtilen projelerin çoğu 2015 yılından önce planlanmış ve 2015 yılı sonrasında içerikleri cinsiyet eşitliği kavramından arındırılarak gerçekleştirilmiştir.

Kurulan meclis komisyonlarının raporları şiddete maruz bırakılan kadınları korumaktan uzak olup faillerin şiddet uygulama bahanelerini bir mağduriyet olarak kabul edip onların şikayetlerini asgariye indirmeye yöneliktir. Örneğin, son bir yıldır boşanmaların sonucunda yoksulluğa düşen kadın ve çocuklara ödenen nafakaların erkekleri mağdur ettiği gerekçesiyle yoğun bir biçimde nafaka ile ilgili kanunu değiştirmeye yönelik çalışmalar sürdürülmektedir ve bu çalışmalara özellikle cinsiyet ve hak temelli örgütlerin çoğu davet edilmemektedir.

Ayrıca, yapılan proje ve araştırmaların pek çoğunun sonuçları kamuoyu ile paylaşılmamaktadır. Örneğin, boşanmalar sonucunda yoksulluğa düşen kadın ve çocuklara ödenen nafakaların hangi erkekleri nasıl mağdur ettiğine ilişkin bir veri ve çalışma yoktur. Ayrıca, 2015 yılında tamamlanan 6284 Sayılı Kanun’un Etki Analizi Araştırmasının sonuçları da hiç kimse ile paylaşılmamıştır.  Aynı şekilde, “Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi”nin de sonuçları paylaşılmamıştır.

Madde 9: Sivil Toplum Kuruluşları ve Sivil Toplum

Hükümet sadece kendisine yakın STK’larla çalışmakta. Şiddet konusunda çalışan cinsiyet ve hak temelli örgütleri hiçbir çalışmasına dahil etmemektedir, onlara bütçeden pay vermesi söz konusu dahi değildir.

Ayrıca barolar, odalar ve sendikalar gibi hükümet dışı kuruluşların da bu çalışmalara katkısı ve katılımı neredeyse hiç sağlanmamaktadır.

Madde 10: Koordinasyon Birimi

Türkiye’de KSGM koordinasyon kurumu olarak görev yapmaktadır ancak kendisine bağlı olan ŞÖNİM, ilk kabul ve ‘kadın konukevlerinde’ (Hükümetin sığınaklara verdiği isim) dahi standardizasyonu sağlayamamıştır. Diğer kurumlarla eşgüdüm yoksunluğu açısından en güzel örnek ise veri tabanının oluşturulmamasıdır. 2012’de başlayan çalışmalar hala tamamlanmamış ve kadına yönelik şiddet ile ilgili güvenilir ve doğru veri hala üretilememektedir.

Cinsiyet ve hak temelli STK’ların ise yapılan çalışmalara katılmaları söz konusu bile değildir. Görüşme talepleri dahi kabul edilmemektedir.

Devlet, raporunda KSGM’de görev yapan personelin detaylarını paylaşmıştır ancak bunlar sadece merkez de çalışan personeldir. ŞÖNİM, ilk kabul ve kadın konukevlerinde çalışan personelin detaylarının verilmemiş olması buralardaki personelin nicelik ve nitelik açısından yetersizliği konusunda endişeleri arttırıcıdır.

2015 yılı öncesinde çeşitli projeler dahilinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularında eğitim almış olan az sayıda Emniyet, Jandarma, Sağlık ve Diyanet personelinin pek çoğunun görev yerleri çok sık değişmektedir. Buna rağmen siyasi irade raporunda hala bu eğitimlerin sayılarını vermektedir. 2015 sonrasında yeni personele verilen eğitimlerden hiç söz edilmemiş olması endişeleri arttırmaktadır.

6284 Sayılı Kanun’un öngördüğü biçimde ve içerikte ŞÖNİM’lerin tüm illerde ve ilçelerde yeterli sayıda açılmasına yönelik talebimiz devam etmektedir. Öncelikle mevcut ŞÖNİM’lerde verilen hizmetler ilgili kuruluşların personellerinin nitelik ve nicelik açısından yetersizliği nedeniyle hizmet kalitesinde farklılık göstermektedir. Bir diğer husus hükümetin ŞÖNİM’leri yaygınlaştırmak ve içeriğinin güçlenmesi anlamında kararlılık ve irade göstermemesi sonucu yetersiz ve içi boş ŞÖNİM‘ler hizmet veriyor gibi gösterilmektedir. Bazı bölgelerde farklı dillerde hizmet verilmekle birlikte bu yaygın bir uygulama değildir.

Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla kurulduğu iddia edilen “183 sosyal destek hattı” farklı özellikleri olan kişilere (etnik, mülteci, sığınmacı, vs) ve bütün sosyal hizmet alanlarına (kadın, çocuk, yaşlı, engelli, şehit gazi yakınları ve sosyal yardımlar) hizmet vermek için çözümler üretmektedir. Ancak bu haliyle kadına yönelik şiddet ile mücadele konusunda yetersizdir. Dolayısıyla, hem çalışanları kadına yönelik şiddet konusunda uzmanlaşmış değildir, hem de diğer alanlara da yoğunlaşıldığı için verilen hizmetin kalitesi son derece düşüktür. 

Madde 11: Veri Toplama ve Araştırma

2012 yılında başlayan, tüm kurumlardan entegre veri toplama sisteminin kurulması hala gerçekleştirilmemiştir. Farklı kurumların kendi bilgi sistemleri vardır ancak bunlar da veri tabanları değildir ve sistemleri farklı olduğundan birbirleri ile bilgi alışverişi söz konusu değildir. Dahası Adalet Bakanlığının bilgi sistemi UYAP kadına yönelik şiddetle ilgili sağlıklı bilgi edinilmesi için yeterli değildir. Örneğin, kadın cinayetleri kadına yönelik şiddet olarak değil cinayet olarak kaydedilmektedir. Bu nedenle kadın cinayetleri sayıları daima spekülasyon konusu olmaktadır.

Ayrıca, özel hukuk yargılamalarında kadına yönelik şiddet verilerine ulaşmak ise 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının sayısı dışında mümkün değildir. Örneğin, boşanma kararlarının kaçında kadına yönelik şiddet iddiası olduğu görülememektedir. 

BÖLÜM III – ÖNLEME

Madde 12: Genel Yükümlülükler

Hükümetin, geniş anlamda önlemeye ilişkin politika geliştirmesi ve tedbirler alabilmesi için öncelikle kadına yönelik şiddetin cinsiyet temelli olduğunu kabul etmesi ve bakış açısını değiştirmesi gerekmektedir. Ancak siyasi otoritenin son yıllardaki söylemleri tam tersine ataerkil kalıp yargılarını pekiştirici hale gelmiştir. Daha da kötüsü, kadına yönelik şiddetin alkol, madde bağımlılığı ve/veya öfke kontrolsüzlüğünden kaynaklandığı düşüncesiyle politikaların ve dar anlamdaki önleyici tedbirlerin bu doğrultuda tasarlanmasıdır ve uygulanmasıdır.

Madde 13: Farkındalık Artırma

2015 sonrası planlanan ve uygulanan kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık artırma çalışmaları toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısından yoksundur. Kamu personeline yönelik gerçekleştirilen eğitimler ile ilgili bilgiler ise gerçekleri yansıtmamaktadır. 2015 yılı öncesinde eğitim almış olan 71.000 polis, 65.000 sağlık personeli ve 47.566 din görevlisinin çoğu artık ya görevde değil ya da görev yerleri değiştirilmiş durumdadır. Ancak Hükümet raporunda hala bu rakamlar kullanılmaktadır.

 

 

Madde 14: Eğitim

Hükümet eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi”nin gerçekleştirildiğini ifade etmiştir ancak söz konusu Proje 2016 Aralık ayında bitmiş ve Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) Eğitim İzleme Raporu 2017-2018’e göre “Değişen Ders Kitaplarında Sekülerizm ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırması”nın bulguları 2015-2016 da basılan ders kitaplarla 2017-2018 yılında basılan ders kitapları arasında önemli bir fark olduğunu göstermektedir.  Yeni kitaplarda toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin içeriğin neredeyse tamamen ve seküler öğelerin ise büyük oranda çıkarıldığı belirtiliyor. Bununla birlikte, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği konularında gerileme olduğu araştırma tarafından vurgulanıyor.

Bunun yanı sıra, özellikle orta öğretimde karma eğitimden uzaklaşıldığı ve kız çocukları ile oğlan çocukları için ayrı okulların yaygınlaştırıldığı ve çok sayıda lisenin imam hatip lisesine dönüştürüldüğü de bir gerçektir.

4+4+4 eğitim sistemi ise sürekliliği engellemekte olup erken yaşta evliliklerin önünü açmaktadır.

Eğitim sistemine genel olarak bakıldığında ise öğretmenlerin çoğunluğunu kadınlar oluştururken idarecilerin çoğunu erkekler oluşturmaktadır.

Daha önceleri bağımsız STK’ların proje bazlı da olsa eğitim alanını desteklemesi mümkün iken, artık bu alanda sadece hükümete yakın örgütler çalışmaktadır.

Eğitim alanında yapılan değişikliklerin daha yakından izlenebilmesi için sivil gözetimine destek ve izin verilecek protokoller yapılmalıdır.

Madde 15: Profesyonellerin Eğitimi

Hükümetin 2015 öncesi toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet eğitimi almış olan kamu görevlilerine ek olarak yeni kadına yönelik şiddet eğitimleri veriyor olması memnuniyet vericidir. Ancak, bu eğitimlerin içeriklerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin nasıl verildiği konusunda endişemiz vardır.

Ayrıca, Hakim, savcı ve avukatların staj eğitimlerinde zorunlu ders olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet ve İstanbul Sözleşmesi verilmelidir. Staj sonrası da düzenli olarak kadına yönelik şiddet alanında çalışan sivil toplum örgütleri ve avukatların katılımı ile bu konularda çalıştaylar düzenlenmeli ve yargılamanın bu kesimlerce sivil gözetimine destek ve izin verilecek protokoller yapılmalıdır.

Madde 16: Önleyici Müdahale ve Tedavi Programları

Faile yönelik uygulanan programlar, failin eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesine yönelik değil onu tedavi ederek aile bütünlüğünü korumak adına fail ile şiddete maruz bırakılan kadının barıştırılarak/uzlaştırılarak evliliklerin devam etmesini sağlamaya yöneliktir.

Hükümet kadına yönelik şiddetin kaynağının toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğuna değil, alkol yada madde bağımlılığından ve /veya öfke kotrolsüzlüğü gibi tekil nedenlerden kaynaklandığına inanmaktadır. Bu nedenle faillerin cezalandırılmasına veya uygun yaptırımlarla karşılaşmalarına değil tedavi edilmesine odaklanmaktadır.

Madde 17: Özel Sektör ve Medyanın Katılımı

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) mevzuatında ve ilgili diğer mevzuatta toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konularında duyarlılığı teşvik edecek gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

İş yerinde cinsel taciz dahil mobbingin tüm unsurlarını içerir şekilde İş Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve Ceza Kanunu’nda yeni düzenlemeler yapılmalıdır. İş yerinde cinsel taciz dahil mobbing yoluyla şiddete uğrayan kadınlara dair veriler toplanmalıdır. İş Kanunundaki bu kapsamdaki eylemler için zorunlu arabuluculuk uygulamasından vazgeçilmelidir. Mobbing mağduru olan kişilerin uğradıkları zararlar fail işveren/iş yerleri tarafından karşılanmıyorsa devlet tarafından karşılanmalıdır.

Bunların yanı sıra, KSGM tarafından gerçekleştirilen ve genç medya öğrencilerinin temelden kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarında duyarlı yetişmelerini sağlayan ve sonuncusu 2014 yılında gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadına Yönelik Şiddet Medya Atölyeleri” projesinin hayata döndürülmesinin medya çalışanlarının duyarlığına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

BÖLÜM IV – KORUMA VE DESTEK

Madde 18: Genel Yükümlülükler

GREVİO’nun raporunda Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerin (ŞÖNİM) bir an önce yaygınlaştırılması, güçlendirilmesi, koruma ve destek hizmetlerinin kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyetçi yönünün göz önünde bulundurularak geliştirilmesi ve nitelikli hizmet sağlanması konusunda belirtilen hususların bir an önce hayata geçirilmesinin önemini vurgulamak isteriz.

Madde 19: Bilgi

GREVİO raporunda vurgulanan şiddete maruz kalan kişiler ve onlara yönelik hizmetlerle ilgili konuların bir an önce hayata geçirilmesinin yanı sıra Mağdur Hakları Yasa Tasarısının bir an önce yasalaşması beklenmektedir.

Madde 20: Genel Destek Hizmetleri

6284 Sayılı Kanun kapsamında belirlenen destek hizmetlerinin tümünün esasına uygun olarak sağlanmıyor olması, kural olmaktan ziyade asgari ölçüde hayata geçiyor olması endişe vericidir. Örneğin, kanunda belirtilen “aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme” ifadesi zaten yetersiz olmasına karşın, üst rakam olarak algılanmakta ve yapılan yardımlar bunun çok altında kalmaktadır. Yapılan diğer destekler de aynı ölçüde yetersizdir.

Madde 21: Bireysel/ Toplu Şikayetlerde Destek

Kadın örgütlerinin şiddete maruz kalan kadınların hukuki başvuru yapmalarına ve yargılama sürecine devam edebilmelerine destek olabilmeleri için açılan soruşturma, ceza ve hukuk davalarına katılmalarını(müdahilliklerini) sağlayacak bir iç hukuk düzenlemesi yapılmalıdır. 6284 sayılı Yasa’da böyle bir düzenleme yapılabilir.

Ombudsman (Kamu Denetçiliği Kurumu) ve TİHEK bağımsız kurumlar değildir. Bu kurumlar uluslararası standartlara uygun bir şekilde bağımsız hale getirilmelidir.

Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmelerin ve Mekanizmaların kararlarının bağlayıcı olduğu ve tavsiyelerine devletin uyulması gerektiği en üst düzeyde yöneticiler tarafından tekrarlanmalıdır.

Madde 22: Profesyonel Destek Hizmetleri

Profesyonel destek hizmetlerinin Sözleşmenin öngördüğü şekilde sağlanmıyor olması mevzuattaki eksikliklerden ziyade uygulamadaki eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Hükümetin, Sözleşmenin ve Kanunun gerektirdiği hizmetlerin standardizasyonunu hala sağlamamış olması endişe vericidir.

 

Madde 23: Sığınma Evleri

Sığınma evleriyle ilgili en temel sorun, “sığınma evi” yerine “kadın konukevi” ifadesinin kullanılmasıdır. Bu ifade hükümetin bu konudaki bakış açısının en somut örneğidir.

En önemli sorun ise sayıların yetersizliğidir. 80 Milyon nüfuslu olan Türkiye’de devlet tarafından işletilen sadece 137 sığınma evi ve 49 ŞÖNİM vardır. Ayrıca, bu kuruluşların hiçbirinde nitelik ve nicelik açısından yeterli profesyonel görevli yoktur.

Hükümetin son dönemde hayata geçirmeye çalıştığı uygulama ise, sığınma evlerinin kadınların risk oranı, yaş, çocukluluk, engellilik, psikolojik hastalık, cinsel yönelim ya da seks işçiliği durumu gibi faktörlere göre tasnif edilerek ayrı kuruluşlarda hizmet sağlanmasını planlanmasıdır. Ancak bu tasnifin ikincil ayrımcılığa ve mağduriyetlere neden olabileceğinden endişe edilmektedir.

Madde 24: Telefon Yardım Hatları

Özellikle KYŞ alanında uzmanlaşmış, gerekli donanıma sahip ve tercihen kadın personelin çalıştığı, 7/24, ücretsiz destek veren, ulusal bir acil yardım hattı kurulmalıdır. Mevcut Alo 183 Sosyal Destek Hattı yukarıda da belirtildiği gibi KYŞ’e özel değildir.

Ayrıca, kadınlara yönelik destek mekanizmaları ile acil yardım hattı koordineli çalışabilmelidir.

Madde 25: Cinsel Şiddet Mağdurları İçin Destek

Cinsel şiddete ve zorla evliliğe maruz kalan çocukların adli süreçte Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM) dışında Savcılık veya Mahkeme salonlarında dinlenilmelerine son verilmelidir.

Adli tıp raporlarının verilmesi şikayete bağlı olmaktan çıkarılmalıdır. Kişiler adli tıp raporunu şikayet edip etmediklerine bakılmaksızın doğrudan başvurup alabilmelidir. Cinsel saldırının psikolojik bulgularını belgeleyen uzman raporlarının da delil olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.

Madde 26: Şiddet Tanığı Çocuklar/Tanık Çocuklar İçin Koruma ve Destek

Devlet raporunda belirtilen 6284 sayılı kanunda var olan hükümler ne yazık ki hizmet sağlayıcılar tarafından tam olarak uygulamaya geçirilememektedir. Pek çok uygulama yapılıyormuş gibi gösterilip gerçekte amacına uygun hizmet verilmemektedir.  

Madde 27: Bildirim ve Madde 28: Profesyoneller Tarafından Bildirim

Kamu görevlileri, özellikle küçük yerleşim birimlerinde halk ile ilişkilerin yakınlığı ya da göz önünde olmaları nedeniyle ifşa olmaktan ve dolayısıyla kendi can güvenlikleri endişesiyle ihbarda bulunmaktan çekinmektedir. Örneğin, okullarda görev yapan rehber öğretmenler şiddet vakalarının tespitinde en önemli şahit olmalarına rağmen bunun ihbarından çekinmektedirler. Bu gibi durumlar için gizlilik ve koruma mekanizmalarının geliştirilmesi.

BÖLÜM V – MADDİ HUKUK

Madde 29: Hukuk Davaları ve Çözüm Yolları

İstanbul Sözleşmesi dikkate alınarak çıkarılan tek yasal düzenleme 6284 sayılı Kanundur. Bu kanun son derece sınırlı bir kapsamda olup sadece kısa dönemli önlem ve tebdirler alınmasına ilişkindir.  İstanbul Sözleşmesinin uygulanması için başta, Türk Ceza Kanunu (TCK), Türk Medeni Kanunu (TMK) ve İş Kanunu (İK) gibi temel yasaların yanında ikincil mevzuatta da pek çok değişiklik yapılmalıdır.

 

Örneğin;

·         Türk Ceza Kanunu’nda;

o   Israrlı takip ve zorla evlendirme müstakil birer suç olarak tanımlanmalıdır.

o   Hakaret, basit yaralama, tehdit vb. suçlarda getirilen zorunlu arabuluculuk uygulaması bu suçların kadına yönelik şiddet olayı olması halinde zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır.

o   Cinsel şiddet suçlarına ilişkin öngörülen cezalar ağırsa da çoğu zaman ispat sorunları nedeniyle bu suçlar cezasız kalmaktadır. Bu nedenle cinsel saldırılara ilişkin ispat kuralları toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görecek şekilde uluslararası standartlara uygun bir halde yeniden düzenlenmelidir.

o   Mağdurların haklarının ve güvenliğinin yargılamanın odağında olmasını sağlayacak usul kuralları getirilmelidir.

·         Türk Medeni Kanunu’nda;

o   Evlenme yaşının 18’e yükseltilmeli

o   Kadınların evlenme sonrası bekarlık soyadlarını Mahkeme kararına gerek olmaksızın alabilmelerini sağlayacak değişiklik yapılmalıdır.

·         İş Kanunu kapsamındaki yargılamalar için getirilen zorunlu arabuluculuk uygulamasından cinsel taciz ve cinsiyet ayrımcılığı gibi konular çıkarılmalıdır.

Madde 30: Tazminat

Uygulamada şiddete maruz kalan kadınların faillerden tazminat taleplerinin ve talep etseler bile bu tazminatları tahsil etme imkanlarının çok az olduğu bilinmektedir. Özellikle kayıt dışı ekonomi ve çalışma faillerin gerçek gelirlerini kolaylıkla gizlemesini sağlamaktadır. Faillerin özellikle şiddet eylemlerinin hemen öncesinde ve sonrasında ve şiddet uyguladıkları eşlerinden boşanma süreçlerindeki gelir ve mal varlıklarındaki azalmalar resen takip edilip danışıklı işlemleri resen iptal edilmelidir.

Şiddet mağdurları uzun yıllar tazminatları failden tahsille uğraşmamalı bu zararlar devlet tarafından karşılanmalı ve devlet failleri takip ederek onlara rücu etmelidir.

Madde 31: Velayet, Görme Hakkı ve Güvenlik

GREVİO’nun raporundaki aşağıdaki önerilerin tümüne katılıyoruz:

·         Acil engelleme, kısıtlama ve koruma emirlerinin yürütülmesini durdurarak velayetle ilgili konuların karara bağlanmasını sağlayan 6284 sayılı yasa hükümlerinin, protokol ve kılavuz ilkeler geliştirilmesi dahil olmak üzere, başta hukuk alanında çalışan profesyonellerin ve yargı organlarında görev yapanların eğitilmesi yoluyla daha fazla uygulanmasının teşvik edilmesi.

·         Velayet ve çocukların ziyaret haklarıyla ilgili olarak mahkemeler tarafında verilen kararlarda şiddet olaylarının tüm yanlarıyla dikkate alınmasının temin edilmesi için gerekli önlemlerin alınması; bu konuda özellikle çocuğun en iyi yararının gözetilmesi bakımından mahkemelere danışmanlık hizmeti veren sosyal hizmet görevlileri ve çocuk psikologlarının görüşlerinin alınması ve göz önünde bulundurulması esastır.

·         31. Madde 2. paragrafta hükme bağlanmış olan ve ziyaret veya velayet haklarının şiddete maruz kalan kişilerin ve çocukların güvenlik ve haklarına halel getirmeyecek şekilde kullanılması gerektiği şeklinde ifade edilen ilkenin, özellikle şiddete maruz kalan kişilerin haklarıyla ilgili yasa taslağı üzerinde devam eden incelemeyle bağlantılı olarak, teşvik edilmesi ve desteklenmesi.

·         Mahkemelerin bu alandaki uygulamalarının izlenmesi ve gelişimin ölçülmesi.

 

 

 

Madde 32: Zorla Evliliklerin Hukuki Sonuçları

Resmi nikâh kıyıldığını gösteren belge görülmeden dini nikâh kıyan ve kıydıran cezalandırılmalıdır. Bunun için bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Evlenme yaşı her iki cins için de Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde olduğu gibi 18’e yükseltilmelidir.

Kız çocuklarının evlendirilmelerinin önünü açan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmelidir.

Medeni Kanun’daki irade dışı evlenmelerin kolaylıkla iptaline imkân veren evliliğin butlanı maddesine “küçük yaşta evlendirilenler” ve “zorla evlendirilenler” ifadelerinin eklenmesi ve bu maddenin uygulamasının ciddi olarak takip edilmesi gerekmektedir.

Zorla evlendirmenin TCK’nda ayrı bir suç olarak tanımlanmasını talep ediyoruz.

(Ayrıca bkz. Madde 37)

Madde 33: Psikolojik Şiddet

GREVİO’nun raporundaki aşağıdaki önerilerin tümüne katılıyoruz:

a.       Başta kolluk kuvvetleri ve yargı organlarında çalışanlar olmak üzere, Türkiye’de kadınları etkileyen en yaygın şiddet türlerinden biri olan psikolojik şiddetin yaygınlığı konusunda ilgili profesyonellerin bilinçlendirilmesi için eğitim ve ayrıca protokol ve kılavuz ilkelerin geliştirilmesi dahil olmak üzere gerekli önlemlerin alınması.

b.       TCK’nun mevcut hükümlerinin, başta özellikle zorlama veya tehdit gibi tacizle ilgili hükümler olmak üzere, yargısal uygulamalarda mevcut kullanımının kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesi.

c.       TCK’nun mevcut hükümlerini eksiksiz bir şekilde uygulayarak, özellikle bu kanunun 96. maddesinde hüküm altına alınan eziyet suçu dahil olmak üzere, psikolojik şiddet vakalarının soruşturulması, kovuşturulması ve faillerin etkili bir şekilde cezalandırılması veya İstanbul Sözleşmesinin ruhuna daha uygun bir hükmün düzenlenmesinin değerlendirilmesi.

 

Madde 34: Israrlı Takip

Grevio’nun da önerdiği gibi ısrarlı takip ceza kanununda ayrı bir suç olarak düzenlenmelidir.

Madde 36: Tecavüz Dahil Cinsel Şiddet 

Cinsel şiddetle ilgili ceza yargılamasındaki en önemli sorunlar cezasızlık ve mağdurların haklarının ve güvenliğinin sağlanamamasıdır. Bu nedenle cinsel şiddetin ispatlanması ile ilgili toplumsal cinsiyete duyarlı usul kuralları konulmalı ve gerekli mekanizmalar kurulmalıdır.

Şikayetçi olmak isteyen mağdurların cinsel geçmişlerine ve yaşam tercihlerine bakılmaksızın hepsinin haklarını kullanmalarını ve güvenliklerini sağlayacak mağdur hakları mekanizmaları oluşturmalıdır.

Madde 37: Zorla Evlilik

GREVİO’nun raporundaki zorla evlilikler, çocuk yaşta evliliklerin suç kapsamına alınması, zorla evliliğe maruz kalmış kişiler ve müftüler dahil olmak üzere, medeni nikah kıymaya yetkili tüm devlet memurlarının, yaptırım uygulanması da dahil, çocuk evliliklerini ve zorla evlilikleri önleme konusundaki sorumlulukları doğrultusunda davranmaları konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

 

 

 

Madde 38: Kadın Sünneti

GREVİO’nun raporundaki kadın sünnetini kapsayan bir suç tanımı yapılarak hükme bağlanmasının değerlendirilmesi ve kadınlara yönelik bu spesifik şiddet türü hakkında ilgili profesyonellerin ve genelde toplumun bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Madde 42: Sözde ‘’Namus’’ Adına İşlenen Suçlar Dahil Suçlar İçin Kabul Edilemez Gerekçeler

Grevio’nun raporundaki ataerkil davranış kalıplarına dayalı ve kadınları kontrol ederek kişisel özerkliklerini engellemeye yönelik anlayışın bertaraf edilmesi ve “namus” ve “töre” kavramlarına dayandırılan yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik önerilerin tümüne katılıyoruz.

Ayrıca, TCK’ya töre saiki yanında “namus” bahanesi ile kadınlara yönelik cinayet ve diğer tüm şiddet biçimlerinin işlenmesi halinde ağırlaştırıcı neden sayılacağı ve kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan mevcut gelenek, görenek, örf, adet vb. uygulamaların indirim nedeni sayılamayacağı eklenmelidir.

Madde 45: Yaptırım ve Tedbirler

Grevio’nun raporundaki kadına yönelik şiddet vakalarıyla ilgili hukuki yaptırımların etkili, suçla orantılı ve caydırıcı olmasının sağlanması yönünde önlemler almaları konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Madde 46: Ağırlaştırıcı Sebepler

Grevio’nun raporundaki ağırlaştırıcı durumlarla ilgili olarak İstanbul Sözleşmesinin 46. maddesinde belirtilen hükümlere uyum sağlanması için ceza yasalarındaki açıkların kapatılması için çalışmalar yapılması konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Madde 48: Zorunlu Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Usul ve Hükümlerinin Yasaklanması

Yukarıda da belirtildiği üzere kadınlara yönelik şiddet uygulamak için sıklıkla işlenen hakaret, tehdit, basit yaralama vb. gibi suçlarda eylemler kadına yönelik şiddet olduğunda zorunlu uzlaştırma kapsamından çıkarılmalıdır.

Zorunlu olmayan uzlaştırmalarda ise toplumsal cinsiyet ve kadına yönelik şiddet eğitimi almış uzlaştırmacıların görev yapmaları sağlanmalıdır.

İş hukukunda kadına yönelik şiddet ve cinsiyet ayrımcılığı özellikli vakalarda zorunlu arabuluculuk uygulamasından vazgeçilmelidir.

BÖLÜM VI- SORUŞTURMA, KOVUŞTURMA, USUL HUKUKU VE ÖNLEYİCİ TEDBİRLER

Madde 50: Acil Müdahale, Önleme ve Koruma

Grevio’nun raporundaki Şiddete maruz kalan kişilerin emniyet kurumlarına daha fazla güven duymasının sağlanması ihtiyacını göz önünde bulundurarak kolluk kuvvetleri başta olmak üzere gerekli eğitimlerin verilmesi, ilgili hizmet birimlerinin yaygınlaştırılması ve 6284 Sayılı Yasa kapsamında alınan koruyucu önlemlerin uygulamaya konmasının failin cezai sorumluluğunun saptanması ve gereğinin yapılması konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Madde 51: Risk Değerlendirmesi ve Risk Yönetimi

Grevio’nun raporundaki ev içi şiddet dâhil olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddetle ilgili olarak risk değerlendirme ve risk yönetimi uygulamalarını geliştirmeleri konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Ayrıca, yüksek risk altında olduğu değerlendirilen şiddete maruz kalmış kadınların sığınma evlerinde adeta mahkum muamelesi (dışarıya çıkması yasaklanarak, cep telefonu elinden alınarak, hayattan tecrit edilerek) görerek “korunmasının” çok endişe verici buluyoruz. Yüksek risk taşıyan kadınları korunması daha insani yöntemler kullanılarak ve kadının suçlu olmadığı bilinciyle sağlanması gerektiğini de vurgulama gereğini önemsiyoruz.

Madde 52 Acil Engelleme Emirleri ve Madde 53: Kısıtlama ve Koruma Emirleri

Grevio’nun raporundaki şiddete maruz kalan kadının ifadesi, koruma önlemlerinin uygulanması ve bu alandaki gelişme, uygun verilere dayanarak dikkatli bir şekilde izlenmeli ve analiz edilmesi konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Madde 54: Soruşturma ve Kanıt

Grevio’nun raporundaki geçmiş cinsel kanıtların şiddete maruz kalan kişilere yönelik olarak öne sürülen, hafif meşrep ve bunun bir uzantısı olarak ahlaksız ve sivil ve cezai yasalarca korunmaya layık olmadığı şeklinde zarar verici basmakalıp inanışlarla mücadele edilmesi ve genital muayenenin yalnızca rızaya dayanarak yapılabilmesi konusundaki önerilerin tümüne katılıyoruz.

Bunun yanı sıra kadının rıza olmadan genital muayene yapılması yasak olmasına rağmen bu konuda çelişkili uygulamalar yaşanmaktadır. Örneğin, bir kadının rızası olmadığı için genital muayenesini yapmayan bir doktor hakkında haksız yere ceza davası açılmıştır. Bu konudaki uygulamaların yasalara uygun hale getirilmesi gerektiğini vurgulamayı önemsiyoruz.

Madde 55: Tek Taraflı ve Resen Yargılamalar

Kadın STK’ların hukuk ve ceza davalarına şiddete maruz kalan kadınlar yanında müdahil olmalarını sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır.

Bildiğimiz kadarı ile kadına yönelik şiddetle mücadelede görevlerini ihmal eden ve kötüye kullanan tek bir kamu görevlisi hakkında verilmiş herhangi bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. 

Aksine suç işlendiğini öğrenen, özellikle de hastanelere doğum için getirilen çocukların cinsel istismarını adliyeye bildiren psikolog ve diğer sağlık görevlileri veya öğretmenler hakkında açılan pek çok haksız soruşturma ve dava bulunmaktadır.

Madde 56: Koruma Tedbirleri

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kadın STK’ların hukuk ve ceza davalarına mağdur yanında katılmaları halinde bu süreçlerde destek vermeleri mümkündür. Bu nedenle bu davalara STK’ların katılmalarını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Adli görüşme odalarını Ankara merkezde Sıhhiye adliyesindeki Hakim ve savcılar dahi kullanmamaktadır. Bu odaları kullanmaları zorunlu hale getirilmelidir.

Adalet Bakanlığının Mağdur Hakları Daire Başkanlığının çalışmalarının uygulamaya henüz bir etkisi yoktur. Hazırladıkları ve pek çok yönden yetersiz ve sorunlu olan mağdur haklarına ilişkin tasarı da bir yıldır beklemekte olup halen yasalaşmamıştır.

Madde 57: Adli Yardım

Ücretsiz hukuki yardımın sınırı asgari ücret olmamalıdır. Somut olaya ve ihtiyaçlara cevap verecek esnek bir sistem olmalıdır.

Ceza yargılamalarında sadece dava açıldığında değil soruşturma aşamasında ifade alma işlemi dışında da ücretsiz avukat yardım hakkı olmalıdır.

ASPB avukatları hukuk davalarında mağdurlara hiç destek vermemekte, ceza yargılamasında ise gerçek ve etkili bir destek vermemektedir. Sadece dava dosyalarına matbu hazırlanmış bir katılma dilekçesi vermekle yetinmekte ve çoğu zaman tüm yargılama süresince mağdurla tek bir görüşme dahi yapmamış olmaktadırlar.

BÖLÜM VII- GÖÇ VE SIĞINMA

Madde 61: Geri Göndermeme

Göçmen kadınlara yönelik verilen hizmetler bağımsız cinsiyet ve hak temelli STK’ların gözetimine açılmalı ve şiddete maruz kalanlara destek sunmalarına izin verilmeli hatta bu konuda desteklenmeliler.

GİGM koordinasyonunda, göçmen kadınların ve LGBTİQ’lerin farklı sorunlarına dair hassasiyet ve uygun politika geliştirilmelidir. Devlet tarafından sağlanan hizmetlerin ve belirlenen ihtiyaçların, toplumsal cinsiyet odaklı veriler temelinde, toplumsal cinsiyet perspektifiyle yeniden inşa edilmesi gerekmektedir.

Şiddete maruz kalan göçmen kadınlara ve LGBTİQ’lere yönelik, çok dilli hizmetin sağlandığı, şiddeti önleme ve izlemede etkili ve sürdürebilir sığınak modelleri oluşturulmalıdır.

Suriyeli göçmenlerin yaşadıkları kamplar, sivil toplumun izleme kanallarına açık hale getirilmelidir.

Cinsiyet eşitliği odaklı çalışan bağımsız STK’ların insani yardım alanına ayrılan kaynaklara erişiminin kolaylaştırılması sağlanmalıdır.

İnsani yardım odaklı çalışan STK’ların cinsiyet eşitliği ve cinsiyet temelli şiddetle mücadeleyi “insani yardım” olgusunun bir kısmı olarak değil “temel alanı” olarak görmesi ve destek organizasyonunu buna göre düzenlemesi gereklidir.

Bilgiye erişim sorununu gidermek için kurumlardaki tercüman sayısı arttırılmalı ve şiddete maruz kalanlarla çalışacak tercümanlara bu alandaki terminolojiye ve yaklaşıma ilişkin gerekli eğitimler verilmelidir.

Türkçe eğitimi almak isteyen kadınlara, gündelik hayat odaklı, etkin, yaygın ve ücretsiz eğitimler verilmeli, var olan eğitim modülleri bu doğrultuda gözden geçirilerek yeniden inşa edilmelidir. Bunun yanı sıra sosyal hayatı ana dilde yaşamanın önü açılmalı, göçmenlerin nüfus bakımından yoğun olduğu bölgelerden başlanarak çok dilli hizmetler yaygınlaştırılmalıdır.

GİGM personeli, geri gönderme merkezlerinde görev yapan personel ve statü belirleme mülakatlarını yapacak olan uzmanlara yönelik uluslararası mülteci hukuku, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularına ilişkin eğitimler düzenlenmeli ve bu eğitimler düzenli aralıklarla bağımsız STK’larla iş birliği halinde yapılandırılarak tekrarlanmalıdır.

Şiddete maruz kalan göçmen kadın ve LGBTİQ’lerin başvurularının uluslararası mülteci hukuku standartlarına uygun bir şekilde hızlandırılmış olarak değerlendirilmesi, başvuru almayı reddeden ve/veya başvuruları ilgili yetkili makama ulaştırmayan devlet yetkililerinin zamanında ve etkili bir şekilde soruşturulması sağlanmalıdır.

Gerek devlet kurumlarında gerekse göç alanında çalışan sivil toplum örgütlerinde, şiddete maruz kalan göçmen kadın ve LGBTİQ’lerin hassasiyetlerini ve özel durumlarını ifade edebilecekleri uygun ortam hazırlanmalı, mahremiyetlerine saygı gösterilmelidir.

2016 yılında faaliyetlerine son verilen ve alandaki deneyimi ve bilgisiyle uzun yıllardır insan ticaretine maruz bırakılan kadınlara hizmet veren kadın örgütlerinin sığınakları için yeterli bütçe ayrılarak kapanan sığınakların yeniden açılması sağlanmalı; göç ve mültecilik alanının yanı sıra insan ticareti alanında da devletin bağımsız kadın örgütleri ile iş birliği geliştirmesi, onları desteklemesi sağlanmalıdır.

BÖLÜM VIII- ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ

Madde 62: Genel İlkeler

Türkiye, Sözleşmenin dünya çapında bilinilirliğinin artması konusunda, sözleşmenin ismine de yaraşır şekilde, öncülük etmelidir.

Madde 65: Verinin Korunması

Türkiye, sözleşme konusu kişisel verilerin güvenliğini sağlama konusunda gerekli yasal mevzuatı oluşturmalı ve tedbirleri almalı, veri toplama ve analiz kapasitesini artırmalı ve mağdurların korunmasını ve desteklere erişimini kolaylaştırmak için veri, bilgi paylaşımı ve iş birlikleri konusunda, diğer diplomatik konuları ayrı tutacak şekilde, iş birliğine yatkın olmalıdır.

BÖLÜM IX- İZLEME MEKANİZMASI

Madde 66: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu

Bağımsız kadın ve LGBTİQ örgütlerinin oluşturduğu İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu’nun ilk ve en önemli savunuculuk faaliyeti Türkiye’nin GREVIO’nun izleme sürecinde 81 kadın örgütünün GREVIO’nun sorularını da baz alarak Gölge Raporu hazırlamasıdır.

Madde 68: Usul

Taban örgütlerinden GREVIO’ya sağlıklı bilgi akışının sağlanabilmesi için örgütlerin alternatif raporları ana dillerinde verebilmelerinin önü açılmalı, gerekli çeviri süreçlerine GREVIO Sekretaryası destek vermelidir.

GREVIO’nun Taraf Devletler ile Strasbourg’daki görüşmeleri sırasında Taraf Devlet hakkında alternatif bilgi sunan sivil toplum örgütlerinin ve özellikle de kadın hakları örgütlerinin, yapılandırılmış bir düzende bulunması ve bilgi aktarımı sağlayabilmesi sürecin etkinliği ve şeffaflığı açısından önemli olacaktır.

İzleme süresince, Türkiye’de süregiden çatışmalı ortam ve OHAL koşulları göz önünde bulundurulmalıdır ve madde 68 fıkra 8’de belirtildiği gibi Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinden, Parlamenter Asamblesinden ve Avrupa Konseyinin bu konuda özelleşmiş birimlerinden de bu Sözleşmenin uygulamaları hakkında bilgi edinilmelidir.

ÖZEL BÖLÜM I. ENGELLİ KADINLARIN KORUMA VE DESTEK HİZMETLERİNE ERİŞİMİ

Engelli kadının şiddet ortamından uzaklaştırılmasına yönelik mekanizmalar yaygın ve erişilebilir olmalı, 6284 Sayılı Kanun’da yer alan koruyucu ve önleyici tedbirler engelli kadınlar gözetilerek uygulanmalı, gereken özel önlemler alınmalıdır.

Şiddete maruz kalan engelli kadınların potansiyel olarak başvuracakları kurumlarda çalışanlara yönelik engellilik, kadına yönelik şiddet gibi çoklu ayrımcılık durumlarına dair gerekli eğitimler sağlanmalıdır.

Etkin bir şiddetle mücadele mekanizması kurulması için engelli kadınlara yönelik şiddet ve toplumsal yaşamın her alanında engelliliğe dair veri toplanmalıdır.

Engelli kadınların güçlenmesi ve şiddet ortamından uzak bağımsız bir yaşam kurabilmesi için sağlık, toplumsal yaşama katılım, eğitim ve istihdam gibi haklardan tam ve eşit faydalanmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır.

Engelli hakları ve kadın hakları alanında çalışan kamu ve sivil toplum örgütleri arasındaki iş birliği geliştirilmelidir.

ÖZEL BÖLÜM II – LGBTİQ’LARA YÖNELİK AYRIMCILIKLAR, KORUMA VE DESTEK HİZMETLERİNE ERİŞİM

LGBTİQ’lere yönelik ihtisaslaşmış, çok dilli hizmetlerin sağlandığı, şiddeti önleme ve izlemede etkili, sürdürebilir sığınak modelleri oluşturulmalıdır.

LGBTİQ’lerin ihtiyaçları alanında ihtisaslaşmış acil şiddet yardım hattı kurulmalıdır.

İş, eğitim ve sağlık hakkına erişim konularında LGBTİQ’lere yönelik ayrımcılığı ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler ve eylem planları oluşturulmalıdır.

Ayrımcılık yasağına ilişkin düzenlemelerin LGBTİQ’leri ve onlara karşı işlenen nefret cinayetleri gibi hak ihlallerini de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bütün ayrımcılık biçimlerini kapsayacak şekilde ayrımcılıkla ilgili özel bir yasa çıkarılmalıdır.

Bu alandaki sorunların çözümü için devletin LGBTİQ örgütleriyle somut iş birliği yapması ve bu örgütleri desteklemesi gerekmektedir.

Yargı süreçlerinde LGBTİQ’lerin maruz bırakıldığı ayrımcı tutumlar ile nefret suçlarına bu ayrımcı bakış açısından yaklaşılarak haksız tahrik uygulanmasının önüne geçmek üzere hakimlere ve savcılara yönelik farkındalık eğitimleri düzenlenmelidir.

İş, eğitim ve sağlıktan yararlanma konularında LGBTİQ’lere yönelik ayrımcılığı ortadan kaldırmak amacıyla Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı personellerine ve üniversite öğretim görevlisi ve öğrencilerine yönelik farkındalık eğitimleri düzenlenmeli, eylem planları hazırlanmalı ve bu alanlarda özel sektörde faaliyet gösteren kuruluşların da bu kapsamda hareket etmesi için tedbirler alınmalıdır.

Mülteci LGBTİQ’lerin kaldıkları şehirlerde cinsel yönelimleri ya da cinsiyet kimlikleri nedeniyle güvenlikleri ile ilgili risk olduğunu belirttiklerinde hızlı bir şekilde başka bir şehre gönderilmeleri sağlanmalı, iltica başvuruları ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilmelerine ilişkin prosedürler hızlandırılmalıdır.